Google, Gemini kullanıcısının görevinin Spark’a mı, Daily Brief’e mi yoksa yalnızca e-postalarda hızlı bir aramaya mı ihtiyaç duyduğunu bilmek zorunda kalmayacağını söylüyor. Ancak TechCrunch’ta Sarah Perez’in görüşüne göre bu vaat, uygulamanın kendi içinde bir çelişkiyi ortaya koyuyor: Neredeyse her yetenek ayrı bir isim, kimlik, simge ve alana sahip oluyor; bu da kullanıcının gerçekleştirmek istediği göreve odaklanmak yerine ürünün yapısını öğrenmesine neden oluyor.
Gemini uygulamasında kullanıcı sohbet, Spark ve Daily Brief arasında geçiş yapabiliyor; bunlar arayüz içinde görünüşte ayrı işlevler. Perez, bu ayrımın daha basit olabilecek bir deneyime kalabalık eklediğini ve Gemini’nin sıradan kullanıcı nezdinde hangi temel işlevle tanınmak istediğine henüz karar vermediğini gösterdiğini düşünüyor.
Proaktif yardım rahatsızlığa dönüştüğünde
Daily Brief, mühendislik açısından akıllı görünen şey ile günlük kullanımda yararlı görünen şey arasındaki farkın bir örneğini sunuyor. Bu işlev, Gmail ve Calendar gibi Google uygulamalarındaki verilere dayanarak yapay zekâ destekli bir gündeme benzer içerik oluşturuyor ve «proaktif ve kişiselleştirilmiş» güncellemeler sunuyor.
Ancak metin, Daily Brief’in acil veya eyleme geçirilebilir bir bilgiyle kullanıcının istemediği hatırlatmalar arasında her zaman ayrım yapamadığını belirtiyor. Kullanıcıya chatbot içinde başladığı bir araştırmayı sürdürmesini yeniden önerebilir veya Google’da yaptığı önceki aramaları gösterebilir. Perez, bu ikinci türün müdahaleci ve rahatsız edici görünebileceğini söylüyor; çünkü burs veya hayvan kurtarma hakkında arama yapmak, kullanıcının hizmetin daha sonra bu konularla peşine düşmesini istediği anlamına gelmeyebilir.
Bir markanın arkasına gizlenmiş pratik bir özellik
Öte yandan yazar, Spark’ın Gemini’nin en yararlı bölümlerinden biri olabileceğini düşünüyor; çünkü Spark, kullanıcı adına işlem gerçekleştirebilen bir yapay zekâ ajanı olarak çalışıyor. Ancak Google bunu bağımsız bir marka olarak sunduğu için kullanıcı, isteğini yazmadan önce nereye gitmesi gerektiğini düşünmek zorunda kalıyor.
Editoryal yaklaşım burada açık: Kullanıcı, görev için uygulama içindeki hangi «bölümün» uygun olduğuna önceden karar vermemeli. En iyisi, istediğini yazması veya söylemesi ve sistemin de normal bir sohbete mi yoksa ek adımlar gerçekleştirebilen bir ajana mı ihtiyaç olduğunu dahili olarak belirlemesi. Bu adlandırmalar mühendislik ekipleri veya iç organizasyon açısından yararlı olabilir; ancak geniş bir kitleye yönelik bir arayüz için mutlaka yararlı değildir.
Sorun Gemini’nin ötesine geçiyor
Perez sorunu Google’la sınırlamıyor. Yapay zekâ sektörünün, daha basit bir deneyimin arkasına gizlemek yerine iç yapısını kullanıcılara açıkladığını belirtiyor. Anthropic’in Claude uygulamasında kullanıcı «Chat» ile «Cowork» arasında seçim yapmak zorunda; ChatGPT de «Chat» ile «Work» arasında geçiş yapmayı gerektiriyor. Yazar bunu, mühendislik düşünme biçiminden yola çıkan ve tüketiciden, şirketin tek bir yapay zekâ modeli üzerinde çalışan farklı arayüzlerin veya etkileşim biçimlerinin adlarını öğrenmesini isteyen bir tasarım olarak nitelendiriyor.
Metin, sorunun yalnızca isimlerle ilgili olmadığını, bağlamın bölünmesiyle de ilgili olduğunu belirtiyor. Metne göre o haftaya kadar Claude’un iki modu uygulama içinde önceki sohbetlerin ortak belleğini paylaşmıyordu. Bu durum, işlevler arasındaki ayrımı kullanıcı açısından daha belirgin, hatta muhtemelen daha kafa karıştırıcı hâle getiriyor.
Siri’nin basitliği neden bir avantaj olabilir?
Perez, Apple’ın Siri’de daha az gösterişli olan yaklaşımının sonunda tüketicilerin güvenini kazanabileceğini düşünüyor; çünkü iPhone ve Apple cihazlarının sahiplerinin davranışlarını değiştirmeleri veya yeni bir arayüz öğrenmeleri gerekmiyor. Bunun yerine şirket, Spotlight Search ve Photos uygulaması, iPhone kamerası ve sesli Siri istekleri gibi zaten kullandıkları araçlara daha akıllı yetenekler ekliyor.
Makalede yer alan değerlendirmeye göre aynı ilke, kısa mesajlara dayalı yapay zekâ hizmetlerinin yükselişi için de geçerli. Poke, Ollie, Lindy, Orchid, Lucas, Folk, Tomo ve Instinct gibi hizmetler, kullanıcının daha büyük bir uygulama içinde doğru özelliği aramasına gerek kalmadan asistana mesaj göndermesine ve isteği onun ele almasına olanak tanıyor.
Kısa mesaj arayüzü tanıdık ve kullanıcının ürün haritasını ezberlemesini ya da ajanlar ile sohbet modları arasındaki farkları anlamasını gerektirmiyor. Metin, a16z’de yatırım ortağı olan Justine Moore’dan şu görüşü aktarıyor: İnsanlar yardıma ihtiyaç duydukları her seferde bir uygulama açmak istemiyor; bir arkadaş gibi mesajlaşabilecekleri bir kişi istiyor ve iMessage bu tür etkileşim için en yüksek standardı temsil ediyor.
Editoryal değerlendirme: Gerçekten değişen şey yalnızca modellerin kapasitesi değil, onların sunulma biçimi. İşlevler arttıkça iç karmaşıklığı gizlemek, yalnızca arayüzde alınan estetik bir karar değil, ürün kalitesinin bir parçası hâline geliyor. Ancak kaynak, tek bir modelin veya belirli bir yaklaşımın kesinlikle üstün geleceğini kanıtlamıyor; ayrıca proaktif etkileşim, e-posta, takvim ve arama geçmişi verilerinin kullanım sınırlarıyla ilgili hassas bir soruya bağlılığını sürdürüyor. Bu nedenle mesele, otomatik davranan bir asistanın rahatlığı ile kullanıcının istemediği bildirim veya önerilerin kaynağına dönüşme riski arasında açık kalıyor.