Science Advances dergisinde yayımlanan yeni bir çalışmaya göre, dünya genelinde on yaşından küçük yaklaşık 583 milyon çocuk, insan faaliyetlerinin neden olduğu ısınma sonucunda şu anda yılda en az 20 gün daha fazla ısı stresine maruz kalıyor. Bu sayı, söz konusu yaş grubundaki tüm çocukların %44’ünü oluşturuyor ve onları diğer yaş gruplarıyla karşılaştırıldığında nemli sıcaklığa bağlı ek günlere en fazla maruz kalan nüfus grubu haline getiriyor.
Çalışma, iklim modellerini demografik yapı verileriyle birleştiriyor ve iklim değişikliğine atfedilebilecek ısı stresi günlerinin sayısını belirlemek için günümüz iklimini sanayi öncesi iklimle karşılaştırıyor. Araştırmacılar, insan faaliyetleri nedeniyle küresel olarak 1,3 santigrat derece artışın yaşandığı 2023 yılının iklimini günümüz için temel çizgi olarak kabul etti.
Risk ölçütü nemli sıcaklık
Çalışma yalnızca sıcaklıkları ölçmüyor; nemi de hesaba katan küre içindeki yaş hazne sıcaklığı göstergesini kullanıyor. Araştırmacılar, bu sıcaklığın 28 santigrat dereceyi aştığı günü, orta düzeyde ısı stresi için kullanılan eşik olan ısı stresi günü olarak tanımladı.
Nem yükseldiğinde sıcaklığın tehlikesi artıyor, çünkü terin buharlaşması vücudu serinletmede daha az etkili hale geliyor. Bulgular, tropikal bölgelerde yer alan ülkelerin iklim değişikliğine atfedilen en fazla ek gün sayısını kaydettiğini gösteriyor. Fildişi Sahili’nde insanlar şu anda yılda 112 gün ısı stresiyle karşı karşıya kalıyor ve bunun yaklaşık yarısı insan kaynaklı ısınmayla bağlantılıyken, Almanya bu ölçüte göre yılda ortalama yalnızca 0,1 gün kaydediyor.
Yük neden çocuklarda yoğunlaşıyor?
Çocukların daha fazla maruz kalması iki demografik ve coğrafi faktörle bağlantılı. Dünyada on yaşından küçük yaklaşık 1,3 milyar çocuk bulunurken, 60–69 yaş aralığında 600 milyon kişi bulunuyor. Ayrıca Afrika ve Asya’daki bölgeler, özellikle Güney Asya, Güneydoğu Asya ve Batı Afrika, yüksek nüfus artış oranlarını daha büyük bir çocuk nüfusuyla bir arada barındırıyor.
Buna karşılık, 60–69 yaş grubundaki 190 milyon kişi yılda en az 20 gün daha fazla ısı stresiyle karşı karşıya kalıyor; bu, grubun %30’una denk geliyor. Ancak sonuçları inceleyen araştırmacılar ve uzmanlar, karşılaştırmanın yaşlılar üzerindeki göreli yükü olduğundan düşük gösterebileceği uyarısında bulunuyor; zira bazıları yalnız yaşıyor veya hareket etme, soğutmaya ya da acil yardıma erişme konusunda zorluk yaşayabiliyor.
Isınma arttıkça ne değişiyor?
Günümüz ikliminde, on yaşından küçük çocukların %11’i yılda en az 100 gün daha fazla ısı stresiyle karşı karşıya kalıyor. Nüfus projeksiyonlarına göre bu oran, SSP2 senaryosuna dayalı olarak, 1,5 santigrat derece daha sıcak bir dünyada %13’e, ısınmanın 2 santigrat dereceye ulaşması durumunda ise %23’e yükseliyor.
Bu rakamlar, ısınmanın artmasının yalnızca tehlikeli günlerin sayısını artırmadığını, aynı zamanda bunlardan etkilenen çocukların payını da genişlettiğini gösteriyor. Sonuç, iklim adaleti tartışmalarında önem taşıyor; çünkü maruziyetin büyük bölümünü üstlenen gelişmekte olan ülkelerdeki çocuklar, tarihsel emisyonlara daha düşük ölçüde katkıda bulundu.
Sonucun sınırları ve açık sorular
Isı stresi günlerinin sayısı tek başına her çocuğun aynı sağlık sonucuyla karşılaşacağı anlamına gelmiyor. Çalışma, özellikle çocuklar için tasarlanmış bir gösterge kullanmıyor; ayrıca verilerin çözünürlüğü kentsel ısı adası etkisini yakalayamadığından, özellikle şehirlerde yerel tahminlerin düşük kalmasına yol açabilir. Araştırmacılar, çocukların karşılaşabileceği sağlık ve eğitim zararlarını en iyi temsil eden ölçütleri belirlemek için iklim bilimi, sağlık ve eğitim alanlarının birbiriyle ilişkilendirilmesine ihtiyaç olduğunu belirtiyor.
Uyum sağlama da toplumlar arasında farklılık gösteriyor; sıcağa alışkın bölgeler daha iyi uyum sağlamış olabilirken, orta enlemlerdeki toplumlar sınırlı uyum kapasitesi ve ısıyı dağıtmaya daha az elverişli kentsel altyapı nedeniyle daha büyük risklerle karşılaşabilir. Bu nedenle çalışma, iklim değişikliğine atfedilen maruziyete ilişkin küresel bir tahmin sunuyor; her bir çocuğun veya şehrin geleceğine dair tekil bir öngörü sunmuyor.