Ağustos 2026’nın başlarında, terk edilmiş bir SpaceX Falcon 9 roketinin üst kademesi, yakıtı veya kontrolü olmadan 19 ay boyunca sürüklendikten sonra saatte 8700 kilometre hıza ulaşarak Ay yüzeyine çarptı. Bu kademe, Firefly şirketine ait Blue Ghost ve ispace şirketine ait Resilience iniş araçlarını Ocak 2025’te Ay’a ulaştırmıştı.
Çarpışma yönlendirilmiş bir iniş değildi, ancak diğer tesislerden yaklaşık 900 kilometre uzakta, neredeyse boş bir bölgede gerçekleşti. SpaceNews’te yayımlanan görüş yazısına göre, etkisi sınırlı olan bu sonuç daha geniş bir sorunun üzerini örtmemeli: Ay faaliyetleri genişlerken görevleri sona eren ekipmanların bertarafına ilişkin kurallar hâlâ tamamlanmış değil.
Bu gelişme neden önemli?
Amerika Birleşik Devletleri ve Çin’in 2030’a kadar Ay yüzeyine insanlı iniş operasyonları gerçekleştirmesi bekleniyor. Yazara göre bu durum, robotik görevlerin yanı sıra uzun vadeli insanlı görevlerin ihtiyaç duyacağı insanları ve tesisleri koruyacak Ay güvenliği kurallarını koordine etmek için yalnızca iki ila dört yıllık bir süre bırakıyor.
Son çarpışma, kısa bir dönem içinde Ay yüzeyinde üst kademelerin kontrolsüz gerçekleşen iki çarpışmasından yalnızca biri. Riskler doğrudan çarpma noktasıyla sınırlı değil; uçuşan enkaz Ay çevresindeki yörüngelere ulaşabilir. Ayrıca Apollo programı dönemindeki yönlendirilmiş inişlerde bile egzoz jetlerinin yüzeyle etkileşimi, malzemelerin iniş alanından birkaç kilometre uzağa fırlamasına neden oldu.
Araçlarda bulunan tehlikeli maddeler de ek kaygılar yaratıyor; bunlar arasında yakıtın araçların üzerinden uçtuğu veya yakınına indiği bölgeleri kirletme ihtimali bulunuyor. Ay nükleer reaktörlerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar sürerken nükleer güvenlik standartlarının oluşturulması için de eş zamanlı çalışmalar yürütülüyor.
Düzenleyici boşluk, bilimsel alanların korunmasının ötesine geçiyor
Ay ekipmanlarının bertarafına ilişkin mevcut uluslararası kurallar, pratikte Uluslararası Uzay Araştırmaları Komitesi COSPAR’ın gezegen koruma yönergeleriyle sınırlı. Bu yönergeler, bilimsel açıdan hassas alanların, özellikle kutup bölgeleri ile sürekli gölgede kalan bölgelerin biyolojik ve organik kirlenmesini azaltmaya odaklanıyor; ancak kontrolsüz çarpışmaları düzenlemiyor.
Yazar, bu alanda yakın zamanda hukuken bağlayıcı uluslararası bir çerçevenin ortaya çıkmasının olası görünmediğini düşünüyor. Bununla birlikte, Artemis Anlaşmaları’nın 12. ilkesi bu konuya değiniyor ve Ay keşfi kapasitesine sahip çeşitli ülkeler de Ay enkazının yönetimine ilgi gösterdi.
Britanya Uzay Ajansı, Ay’ın üç yörüngesinde görev sonrası bertaraf seçenekleri üzerine bir analiz hazırladı ve yarı kontrollü çarpışma, Güneş çevresindeki bir yörüngeye taşıma ve derin uzaya taşımanın en düşük riskli ve maliyetli seçenekler olduğu sonucuna vardı. Japonya Uzay Araştırma Ajansı JAXA, ispace şirketine Ay enkazı ve yönetimi konusunda özel sektörün görüşlerini incelemesi için bir sözleşme verdi. Güney Kore hükümeti ise Ay koordinasyonu konusunda çeşitli uluslararası etkinliklere destek verdi ve Ay çevresindeki uzay trafiğinin koordinasyonunu önemli bir mesele olarak gündeme getirdi.
Yeni kurallar çıkarılmadan önce ne yapılabilir?
Görüş yazısı, kapsamlı bir hukuki anlaşmayı beklemek yerine mevcut teknik standartlardan ve kurumlardan yararlanılmasını öneriyor. Buna Çin ve Rusya’nın Uluslararası Uzay Enkazı Koordinasyon Komitesi IADC, Uluslararası Standardizasyon Örgütü ISO, Uzay Veri Sistemleri Danışma Komitesi CCSDS ve Uluslararası Uzay Keşfi Koordinasyon Grubu ISECG gibi çerçevelere dâhil edilmesi de bulunuyor.
IADC’nin uzay enkazını azaltma yönergeleri ile ABD’nin yörüngesel enkazı azaltmaya yönelik standart uygulamaları, xGEO yörüngeleri ve Ay uzayı konusunda açık bir boşluk içeriyor. Ay yüzeyinde kasıtlı çarpışmalardan kaçınmak, özellikle alçak Ay yörüngesindeki uyduları bertaraf etmek için yeterli pratik alternatiflerin bulunmaması nedeniyle zor olabileceğinden, kontrollü çarpışmaya ilişkin yönergeler oluşturulması bir başlangıç noktası olabilir. Kurallar ayrıca hâlihazırda Ay yüzeyinde bulunan ekipmanı da kapsamalı; enerji kaynaklarının veya tehlikelerin devre dışı bırakılmasına yönelik gereklilikler getirmeli ve insan güvenliğini sağlamalıdır.
Şeffaflık ve veri güvenliğin bir parçasıdır
Artemis Anlaşmaları, imzacı ülkelere görev sonrası bertaraf planları da dâhil olmak üzere ek kayıt standartlarını Birleşmiş Milletler Dış Uzay İşleri Ofisi’ne sunma seçeneği veriyor. Ancak NASA, Ay kayıtlarındaki bu verilerin çoğunu “ticari sağlayıcıya havale edilir” ifadesi altında bıraktı ve ticari sağlayıcıların eksik bilgileri sunması için açık bir yol sağlamadı. Görüş yazısı bunu, ticari Ay faaliyetlerinin lisanslanması ve denetlenmesine yönelik kapsamlı bir sistemin bulunmamasına bağlıyor.
Hükümetler, görev geliştirme ve sözleşme aşamasından itibaren görev sonrası bertaraf gerekliliklerini dâhil edebilir. NASA hâlihazırda sözleşmeli görevlerden, görev sonrası bertaraf planını da içeren bir yörüngesel enkaz değerlendirme raporu sunmalarını istiyor.
Veri toplamanın önemi, Güney Kore’nin Danuri uzay aracının Falcon 9 üst kademesinin çarpışmasını kaydederek önemli veriler sağlamasıyla da ortaya çıkıyor. Motorun boyutu ve yapısının etkisi, arazi niteliğine göre sonuçların nasıl değiştiği, yüzeyde meydana gelen fiziksel değişimler, parçacıkların dağılımı ve iniş platformları gibi olası azaltma yöntemleri konusunda bilgi hâlâ sınırlı. Bu nedenle görüş yazısı, iniş jetlerinin Ay yüzeyiyle etkileşimini incelemek için kullanılan SCALPSS stereo kameraları gibi standartlaştırılmış sensör gruplarının kullanılmasını ve sonuçların standart kuruluşları, Birleşmiş Milletler Dış Uzayın Barışçıl Amaçlarla Kullanımı Komitesi ile Artemis Anlaşmaları aracılığıyla paylaşılmasının teşvik edilmesini savunuyor.
Bu makale, Avrupa Uzay Politikası Enstitüsü’nde araştırma direktörü olan Therese Jones’un görüşünü sunuyor. Jones, enstitünün Avrupa Uzay Ajansı, Avrupa Komisyonu ve ulusal uzay ajansları adına yürüttüğü araştırma portföyüne liderlik etti ve daha önce NASA merkezindeki Bilim, Teknoloji ve Politika ile Strateji Ofisi’nde kıdemli politika danışmanı olarak görev yaptı. SpaceNews, 17 Ağustos 2026 tarihli bir editör notunda, makalenin başlangıçta yanlışlıkla başka bir yazara atfedildiğini açıkladı.